| | Üretsiz Blog oluştur

İnsan beyni nasıl çalışır?

                                        

Jung’un alt beyin üst beyin dediği, freun’un bilinç üstü bilinç altı dediğini; Ercan Tuzcular analitik bilinç ve siber bilinç diye adlandırıyor.

Günümüz insanı siber bilincinin potansiyelini kullanabilecek gelişmişliğe sahip değil. Peki sahip olamaz mı? Tabi ki olabilir.

Siber bilincimiz doğduğumuz andan itibaren aldığımız tüm iletilerin depolandığı yerdir. Bu bilgileri nasıl işleyeceğimiz ise çalışma sistemimizle ilgili bir durum.

 

Psikanalizde hipnoz edilen kişinin bilinç altına girilip aksaklığa neden olan olay anına gidilir.

Nasıl gidilir? Bir film şeridi düşünün, doğduğunuz andan itibaren ki yaşamınız boyunca  aldığınız tüm iletiler bu şeritte depolanıyor. Öyle ki sokakta biriyle konuşuyorsun, yoğunluğunuz, yani dikkatiniz dinlediğiniz yada anlatımda bulunduğunuz arkadaşınızda. Ama aynı anda yola bakıyorsunuz. İşte işin ilginç yanı burada başlıyor. Baktığınız yoldan geçen arabanın rengi, markası ve hatta plakası siber bilincinizde depolanır. İşte bu depolananların hipnoz durumunda açığa çıkması söz konusudur.

 

Bilinç altından bilinç üstüne bilgi çıkışına bir örnek de rüyalardır. Bilinç altına itilen olay  bir takım semboller ile açığa çıkar. Bu kısa bir zaman kesrinde olmasına rağmen rüyayı daha uzun bir zaman süresinde gördüğümüzü düşünürüz.

 

Gelelim şizofreniye. Hasta bilinçaltının olanaklarından yararlanır. Bunun sebebi , bilinçaltı ile bilinç üstü arasındaki duvarın ortadan kalkmasıdır. Bu mikrobik yada psikolojik nedenler sebebiyle olabilir. Seri katil bir şizofreni hastasını düşünün o kadar zekice davranır ki dedektifler bir türlü bulamaz. Ancak ekip çalışması ile yada bir dedektifin uzun zaman alan uğraşları ile ancak yakalanabilir.

 

Sağlıklı bir insan bazı teknikleri kullanarak bu alana girip sistemli bir biçimde siber bilincinin olanaklarından yararlanabilir dedik.

 

Bir arkadaşımın nişanlısı ile ayrılması sonucu oluşan bazı sorunlarını çözmeye çalışıyordu. Daha doğrusu ayrılmalarına sebep olan olay anının ayrıntılarını hatırlamak istiyordu. Bir öneride bulundum. Bunu kendi kendine uyguladı. Bana söylediği, olayı tüm detayı ile hatırlayabildiği ve ayrıntıları gözden geçirdiği idi ben bu olayın ayrıntılarını bilmiyorum. Bildiğim sadece ayrıldıkları. Uyguladığı teknik ile arkadaş suçun kendinde olmadığını anlamış ve bana vicdanının rahat olduğunu söylüyordu.

 

Siber bilinci daha iyi anlayabilmek için size bir örnek daha vereceğim: ilkokul mezunu bir kadın bir kaza geçirir ve komaya girer. Koma halinde iken, bazı Latince metinleri sayıkladığı dikkat çeker. İşin ilginç yanı ise bu sayıklama halinde söylenenlerin bir akademisyenin  bilebileceği seviyede olmasıdır. Peki bu nasıl oluyor? Olayın aydınlanması, kadının yaptığı işin anlaşılması ile oluyor. Kadın bir üniversitede temizlikçi. Hoca metinleri yüksek sesle okuyor Metinleri profesörün odasını temizlerken farkında olmadan siber bilinci kaydediyor. Koma halinde iken kadının siber bilincinde depolanan bilgiler analitik bilincine gelip dudaklarından dökülüyor.

 

Bilgilerimizi ne kadar düzenli depoluyoruz? Bir market düşünelim. Neler var? Reyonlarda çeşit ürünler arz ediliyor. Raflarda eksilen ürünler depodan takviye ediliyor. Bunun öncesinde depoya mal girişi var. Bu döngülerin tamamını organizmaya benzetelim. Efor, yer değiştirme, iletişim, depolama ve yönetim üzerine fikirler üretelim. Depoya mal girişini organizmayı etkileyen çevresel etkenler olarak betimleyelim. Mal olarak da bilgiyi. Depolamada iyi bir işçilik yapılırsa; içecekler, kuru yiyecekler vb. kategorilerine göre yerleştirilir. Sonuçta reyonda eksilen malların yerine konulması için daha az emek gücü gerekecektir. Bu ise iyi bir yönetim ile olur. Sistem oturtulursa yönetim için daha az zaman gerekecektir.

 

Beynimizde de yeterli bilgi düzenli bir biçimde yerleştirilmiş ise yani çevresel etkenlerle düzensiz biçimde yüklendiğimiz bilgiler sistemimiz ile düzene sokulmuş ise; bilgiler daha hızlı ve doğru bir biçimde kullanıma hazırdır. Bu iyi bir yönetim tabirimize karşılık düşer.

Hayal gücü

Evrenin derinliklerinden ustaca hesaplanmış veriler yeryüzündeki canlıların kalıtsal moleküllerine çarpınca özellikle en gelişmiş canlılarda daha hızlı ama kimsenin farkına varamayacağı kadar yavaş bir hızda canlıları değiştiriyordu. Bu verileri taşıyan ışınlar çaptıkları bölgenin aletleri ile tanımlanamayacak özelliğe sahip olmalı idi. Aynen sahip oldukları beyinlerinden yaydıkları dalgaları tanımlayamayan insanların varolduğu gibi. İnsanların da bu gücü elde etmeleri dışarıdan gelen bu etki ile olduğundan henüz kullanamamaları göstermektedir ki bu gücü kullanmalarına olanak sağlayacak ışınlarla henüz karşılaşmadıklarına işaretti.  İnsanların teknolojilerini kullanarak genetik şifrelerini evrene göndermeleri bu verilerin sahiplerini oldukça eğlendiriyor olmalı. bu güne kadar insanların dünya dışı varlık kavramından korkmaları ve onlara korkunç kavramlar yüklemeleri beni oldum olası şaşırtmıştır. Bu insanın kendi içindeki vahşiliğini tanımlayamadığı ve kavrayamadığı güçlüklerle karşılaştığında başvurduğu ilkel bir yöntem. Dünya dışı yaratıklar mutlaka insanı yok etmek için geldikleri düşünülür. Çünkü insanlar evrenin sonsuzluğunda kendilerini kaybetmiş ve ormanda yolunu kaybetmiş bir çocuk gibi dehşete düşmüş bulurlar. Evrene dair gözlemlerinde ve akıl yürütmelerinde düştükleri boşluk onları bu düşüncelere iter.  Sizi bir örnekle bu konuda aydınlatmaya çalışacağım. İnsanlığın bu güne kadarki bilgi birikiminin ürünü teknolojisi ile keşfedemediği bir noktadan birileri geliyor ve insanlarla bağlantı kurmaya çalışıyor. Peki insan ne düşünüyor. Kendi yaşam alanlarını istila senaryoları kuruyor. Bu istila olayı kesinlikle mümkün değil. Şimdi bu yazıyı okurken içinden şunu geçiriyorsun. ‘’dünyadaki kaynaklardan yararlanma düşüncesi olabilir. ‘’ Böyle düşünüyorsan YANLIŞ düşünüyorsun çünkü bunca teknik sorunu çözmüş ve bizim kat ve kat üstümüzde bir uygarlık düzeyine gelmiş bir varlık geldiği bunca yol üzerinde gereksinebileceği birçok kaynağı elde etme yeteneğine sahiptir. Senin yaşama alanına göz dikmez çünkü onun yaşadığı yada karşılaştığı birçok yaşam alanı bizimkinden kat ve kat üstün özelliklere sahiptir. Bunlar sana saçma geliyorsa, senin evren hakkındaki bilgin güneş ve birkaç gezegenden ibarettir.  Bize en yakın yıldız sistemi proksima centuri güneş sistemimizden 4.3 ışık yılı uzaklıkta. Işığın bir saniyedeki hızının 300.000 Km olduğunu bildiğinize göre sizin şu anki teknoloji ile bu sisteme gitmeniz kaç yıl alır? Bunun hesabını size bırakıyorum. Samanyolu galaksi’sinde milyonlarca yıldız olduğunu ve Samanyolu galaksi’sinin de evrende bir zerre olduğunu bildiğimize göre evren konusunda biraz daha bilgi sahibi olmanız konusunda araştırma yapmanızı tavsiye ederim.  

ONXbFR545138-02 20080603_1212519585_hdyi-b

Müşküle

403  

Su yolağı Ambar deresi
Çağıl çağıl akar ağır
Çarıklıda küme
Yanında çoban çeşmesi

Beşatçılık dağı
Dağların efesi
Yabani hayatın nefesi
Ormanların yücesi

Kale tepesi Müşküle'de zirve
Tarihimiz var gel incele
Tabiat ana armağan etmiş
Ey dost bir dinle

Köyün üstünde Germeler
Kuzular orada meler
Gülbe dağları yükselir
Kurt, çakal orada beslenir

Kuzgunkaya'sı, Ambar Dere'sine saplanmış
Çeteler orada konaklamış
Sıra kayalar sanki cilalanmış
Yukarıda Denktaşlar var mış

Komşu köy, dağın ardı üğrencik
Süven, sağmısak dikerik
Sap, saman, yımığta
Müşküle'ye getirdik.

Deniz ve bulut

 

Denizler bulutu suya doyurur

Bulut bir damlasını kıskanır

Çok görür denize

Dağların zirvesine gelince

İner alabildiğine

 

Suyunu kaynağından kıskanmak ha

Sersem bulut

 

Sen yağsan da en yükseğe

Dere olur ırmak olur

Su yolunu bulur

Ulaşır denize.

İznik Gölünün Kenarında Bir Köy

Katırlı dağlarıyla Samanlı dağları arasında sıkışmış tatlı mavilik derindir. Derin olduğu gibi yaz mevsimi boyunca serindir. Yaz boyunca güneş ışınlarını bağrında toplayıp, soğuk kış günlerinde çevresini ılıtır.

Zeytincilik girmeden önce buralar bağcıydı. Şimdi zeytin ormanı misali, boş bir kara parçası kalmamacasına zeytin ağaçlarıyla kaplı. Adını taşıyan asmalardan bir zamanlar altın sarısı üzümler sallanırdı. Bağ bozumu küfelerle tozlu arazi yollarında taşınırdı. E kolay mı? Az mı beklendi? Bağlarda çardaklar kuruldu, tilkiler çakallar kovuldu. Eskiler anlatır, o zamanlarda herkes arazide çardaklarda yatarmış. Hele bir de yağmurlu havalarda tıp tıp sesleri ninni gibi gelirmiş insana.

O eşsiz yağı veren Çelebiler bağcılık zamanından bile öncesinde varmış. Gemlik aşılanmış kocaman gövdelerinden çıkan her dal şimdi birer ağaç misali.

Üzümü olduğu kadar zeytini de pek meşhur Müşküle'nin. Zeytin toplandığı zaman dumanı üzerinde olacak. Bu hırpalanmadığını gösteriyor. Tek tek elle bel sepetlerine toplanan zeytinler bu özeni hak ediyor. Ama günümüzde böylesine bir emeğe değer verilmediği için Müşküle zeytincisi de yaygı yöntemiyle toplamaya başladı.

Köy, bağcılığı terk etmişken bizde hala vardı. Dedem öldükten sonra verim alamadık, zaten az bir yer kalmıştı. Bağın içine dikilen zeytin fideleri yetiştiğinden traktörün hidrolik kollarına zincirle bağlayıp diş çeker gibi tek tek ayırmıştık toprak anadan.

Bağ bozumu tatlı bir telaş havasında olurdu. Küçükken Babaannemle birlikte Köşk Taşlarına ak toprak almaya gitmiştik. Olukta biriktirilen üzümlerin üzerine dökülürdü bu toprak. O olmayınca tadını vermezmiş üzüm.

Avluya pekmez tavası kurulur, altına bir güzel ateş çatılırdı. Tava dediğim de bir kaç kazanın alacağını alacak büyüklükte. Kazanda kaynayan üzüm suyu şıraya dönünce mis gibi kokular yayılmaya başlardı çevreye. Tas tas içilen şıra gün boyu enerji verirdi. Hafif eğimli sudan şırıl şırıl akan üzüm suyu ince ince birikirdi kap kacağa. Üzüm suyu ham halde taş küplere alınırdı tercihe göre. Tuz atılırsa sirke, atılmazsa şarap olurdu.

Kaynayan pekmezin içine kabak çentilir, kışın yenmek üzere kabak tatlısı yapılırdı. Pekmez olduktan sonra soğutulur ve taş küplere konulurdu. O zamanlar pekmezin bolluğu vardı. Şimdikiler gibi değil, kendi ellerinle yaptığın hakiki üzüm pekmezi bu. Kışın soğuğunda adamın kanını kaynatır. Bir de kış mevsiminde bahçeden temiz kar getirilir, pekmezle karıştırılarak kargabeyni yapılırdı.

elma

güneş ve elma1                 

İyilik ve kötülüğün hayata hükmettiği,

iki kutuplu dünyada.

Medeniyetlerin hemfikir olduğu kadar

paylaşamadığı nokta.

 

Yekpare ve ısırılıp kanatılmamış henüz

İyilik ve kötülüğü ayırtabilme yetisi

verilme sebebi insana

 

Dünya senin etrafında mı döner

İçinde ve dışında döngüler

Bir güvercin uçar güneşten kopmuş

Gagasının arasında müjdeler